Hepimiz öyle ya da böyle modern iş yaşamının içindeyiz. Bu dünya içinde bazı insanlar gerçekten çalışıyor, iş üretiyor ve çalışmalarının neticeleri ortada. Fakat bazılarının uzmanlık alanı iş yapıyormuş gibi görünmek. “-mış gibi yapmak” başka türden bir performansın da sergilenmesine imkan tanıyor: Tribünlere oynamak.
Bir önceki yazım ofis dramasıyla ilişkili bir konu bu tribünlere oynama kavramı. Bu kavramla tuttuğum ilk notların tarihi ise 2015 yılına kadar gidiyor.
Toplantılarda mutlaka söz alan ve en çok konuşan olmak için çabalayan, mail zincirlerine alakalı alakasız herkesi ekleyen, ekibin yanındayken takım ruhundan ve liderliğe dönüşen hiyerarşiden bahsederken yönetim katında ekibin geri kalanını gömen kişilerle karşılaşmışsındır.
Çalışmak vs. Çalışıyor görünmek
Tribünlere oynamanın temelinde aslında çalışmak değil de çalışıyor görünmek var. Çünkü bugün bir çok kurumsal yapının işleyişinde hala gerçek performans değil performansın fragmanı ödüllendiriliyor.
İyi zamanı yakalamak tribünlere oynayan bir kişinin en büyük yeteneği. Normal koşullar altında çalışan biri sessizce işini tamamlayıp bunu teslim ederken tribün oyuncusu işin teslimatından önce küçük bir lansman partisi yapar.
Sabah kalkarsın; bir önceki gece elindeki işi bitirmek için ne kadar çok çalıştığıyla başlayan cümlelerle başlayan mesajlar grupları işgal etmiştir, mail kutun ondan gelen onlarca mesajla doludur ve işin gidişatıyla ve tamamlanmasıyla ilgili tüm kritik bilgiler onun hazırladığı dosyadaymış hissi uyandırılmıştır…
Halbuki dosyada yapılan tek şey belki biçimlendirme belki de sütun genişliklerinin ayarlanmasıydı…
Olayın püf noktası o anda zaten iş değildir; Başarılı bir hikaye anlatıcılığı ve detayların hikayeleştirilmesidir.
Tribüne oynayanların doğal yaşam alanları
Tribün oyuncularını bulabileceğin ilk yerler kalabalık toplantı salonları ve kalabalık açık ofisler. Önceleri fiziksel toplantılarda boy gösterirlerdi, şimdilerde Zooms odalarında, Teams oturumlarında, Meet toplantılarında ya da açık düzen ofislerin tam ortasında.
Özellikle üst düzey yöneticilerin olduğu ortamlarda ve toplantılarda tribün oyuncularını gözlerinden ışık saçarken bulabilirsin. Toplantının gündeminde olan her konu hakkında beyan edecek bir fikirleri vardır; ciddi bir yüz ifadesi takınırlar ve konuşulan konu hakkında mutlaka söyleyecek sözleri vardır.
Yönetim tarafından bakıldığında, her toplantıya katılan, toplantıda mutlaka söz alan, fikir sunan ve katkı sağlıyormuş gibi görünen bu insanlar “motivasyonu yüksek” olarak sınıflandırılabilir ve başta sevilir.
Fakat toplantılar bu kişilere işle ilişki kurma değil ses çıkarma fırsatı sunar.
Yürütülen projenin gerçek paydaşları sessiz kalırken tribün oyuncusu onu hiç ilgilendirmeyen bir konu hakkında strateji kurmaktan bahseder. Ortaya kurumsal cümlelerle süslenmiş yoğun ve garip kokulu bir sis bombasını atarlar ve kimse bu kişinin ne dediğini pek anlamaz fakat yine de nazikçe başını sallayarak ona kulak veriyor gibi yapar.
Tribünlere oynamak kolay bir meziyet değildir ve tribünlere oynayan kişiler görünür şekilde yoğundur. Önlerindeki bilgisayar ya da tabletin ekranına mavi filtreli pahalı gözlüklerinin ardından bakarlar, ofis katında gözlerini yere dikerek, etraflarına hiç bakmadan hızlı hızlı yürürler, ofis ekipmanlarını kullanırken çevrelerindeki herkesin bunu duymasını sağlarlar, telefonda daima çok kritik bir işin ortasındaymış gibi üstencil ve yüksek sesle şekilde konuşurlar.
Oysa ki işle ilgili verilmesi gereken en kritik karar çoğu zaman yalnızca öğlen ne yiyeceğine karar vermek kadar karmaşıktır. Çünkü gerçekten yoğun çalışan insanlar bunu göstermeye fırsat bulamaz.
Kim tribünlere oynuyor kim oyamıyor?
Bir kişinin gerçek bir tribün oyuncusu olup olmadığını anlamanın en basit yollarından biri de ofis ortamına giren bir yöneticinin karşısında değişen tavrını incelemektir.
Yöneticiye özel karaktere giren bu insan tipi normalde ekibin diğer üyeleriyle pek iletişim kurmazken bir yönetici ortama girdiğinde takımın en neşeli, konuşkan, girişken ve pozitif insanı haline gelir. İletişime açık haline gelir, fikir paylaşımları artar, tavırları daha insancıl hale gelir. Bu küçük gösterinin amacı doğal olmak değil görünür olmaktır.
Görünür olmak demişken…
Kriz anları birinin kendini göstermesi için en uygun koşulları sağlar.
İyi bir tribün oyuncusu kriz anına krize neden olan sorunu çözmeye odaklanmak yerine krizin çevresinde dramatik bir atmosfer oluşturur. Oyuncunun hikaye anlatılığının tavan yaptığı anlardır bunlar ve gören ofisin bulunduğu binanın artık kullanılmaz hale geldiğini ya da tüm veritabanlarının geri dönülmez şekilde zarar gördüğünü sanabilir.
…
İşin belki de çoğu insanın canını sıkan tarafı, tribünlere oynayan insanların bu sorunlu davranışlarının kurumsal yapıların içinde karşılık bulması.
Ne yazık ki halihazırda yönetici pozisyonunda bulunan bir çok kişi halen sonuca değil sonuca giderkenki görüntüye odaklanıyor ve bunu ölçüyor. Sessiz çalışanlar fark edilmezken sürekli görünür olma çabasındaki kişiler işle en çok ilgilenen olarak etiketlenebilir. Bu da günümüzde ofis ortamlarını sosyal medya algoritmalarına benzer hale getiren şey; en çok görünen kazanır; içeriğin kalitesi ikinci plana düşer.
Enerji emicisi olarak tribün oyuncuları
Bir yandan işini geliştirmeye bakıyosun, bir yandan öğrenmen gereken çok şey var, öte yandan elindeki işi teslim etmeye çalışıyorsun; kendimden biliyorum.
Öte yandan sokakta görsen yüzüne bakmayacağın insanlarla gününün büyük bir kısmını geçirmek zorundasın ve ofistekilerin hiç biri diğerine benzemiyor, bunun da farkındayım.
Kimisi bütün gün oturduğu yerde ofluyor, pufluyor, serzeniyor, sızlanıyor, en iyi drama performansını istisnasız her gün sergiliyor; ötekinin hiç bitmeyen aile sorunları ofisin bir köşesinde bir grup insanın gündemini meşgul ediyor, beriki bütün gün sinirli, gergin, en çok o çalışıyor, bütün işleri o tamamlıyor, tüm toplantıları o kurtarıyor, hep daha iyisini hak ediyor fakat elde edemiyor…
Sana da tanıdık geldi, öyle değil mi?
Tıpkı ofis draması sergileyen insanlar gibi, tribün oyuncuları da ekibi yoran bir başka unsur. Çünkü gerçekten işine emek veren ve üreten insanlar tribün oyuncuları nedeniyle gitgide görünmez hale gelir, motivasyonları kaybolur ve gerçekten iş üretmek yerine öyle yapıyormuş gibi görünmek daha değerli hale gelir.
Bu da verimliliğin değil kurumsal oyunculuğun gelişmesine katkı sağlar; bir şirketin başına gelebilecek en kötü şey. İnsanlar birbirlerinin performansını örnek almayı bırakıp gösterisini izlemeye başladığında bir sre sonra ortada yapılacak iş kalmaz.
“Tribünlere oynamak” biraz da modern iş hayatının bir yan etkisi. Gösterişli plazalardaki ışıltılı ofisler, pahalı kıyafetler ve ayakkabılar, yüksek gelir elde etme çabası insanları görünür olmak için çaba göstermeye ve rekabet içine girmeye itiyor . Sonuç olarak da iş değil imaj daha önemli hale geliyor.
Yeni nesil kurumsal karakterlerin ortaya çıkışı biz eski jenerasyon insanları şaşırtıyor olabilir. LinkedIn’de sıklıkla karşılaştığımız yeni bir jargonu diline pelesenk eden, her küçük başarıyı büyük bir şeymiş gibi kutlayan ve kişisel PR kampanyasına çeviren insanlar şirketleri büyük kurumsal yapılardan kişisel marka ajanslarına çeviriyor.
Öte taraftan tüm bu şovu bir köşede sessizce izleyen insanlar da var. Onlar aynı ortamı paylaşmak zorunda kaldıkları insanlar gibi çok konuşmuyor, ortalıkta pek görünmüyor, işin drama kısmını bir kenara bırakıp yaptıklarını sessizce bitiriyor ve işler en çok onların omuzlarında ilerliyor. Ne acı ki tribün oyuncuları tüm alkışı toplarken bu insanlar sistemi çalışır halde tutuyor.
Ofis yaşamına dair en büyük ironi de burada başlıyor.
Tribün oyuncusunu alt etmek
Ofiste tribünlere oynayan insanların en büyük gücü, yazdıkları hikayeye ve oluşturdukları algıya ister istemez ortamdaki herkesin ortak olması. Sahneyi yönetmek konusunda deneyimli olan tribün oyuncularının oyununu bozmanın birinci kuralı, yarattıkları dramaya alet olmamak.
Futbol maçlarını düşün; karşılaşma tribünün performansıyla çalışır; seyirci olmayınca oyunun hiç tadı kalmaz.
Tribün oyuncunu alt etmenin bir diğer önemi yolu sunduğu argümanlara somut detaylar talep etmek.
Toplantıları düşün; tribünlere oynayan kişi büyük büyük konuşur fakat sevmediği bir şey vardır; detay. Bir dahaki toplantıda o ortaya plazaya özgü kelimelerle süslenmiş bir fikir attığında sakin kal ve tam olarak neyi değiştirmek gerektiğini sor; arkana yaslan.
Bu soru bile sistemin kendini yeniden başlatmasına neden olacak. Çünkü kurumsal kelimelerle süslenmiş pembe bulutlar netliği sevmez.
Tribünlere oynamak yoğun bir drama gerektirir ve drama da iyi bir performans. Sakinlik ve netlik gerekli karmaşayı yaratmadığı için kaostan beslenmeyi seven tribün oyuncuları genellikle bu tür insanları sevmez.
Dikkat et; ne kadar sakin kalırsan akoru bozuk kemanın sesi biraz daha kısılır ve en sonunda susar.
Görünürlük, onunla girmemen gereken bir yarış. Sen işini düzenli, sakin ve sonuç odaklı yaparken o alkış bekler. Bir çok insan bunu biraz geç fark eder ama gerçek iş performansı biraz sessizlik gerektirir. İyi kariyeri olan insanların geçmişlerine baktığında etrafta kendini yırttıklarını pek görmezsin.
Unutma ki, tribün oyuncuları etrafında hep olacak ve onladan tamamen kurtulma imkanı bulamayacaksın; bunlardan her ofiste en az bir tane var.
Onları tatsız bir sis bulutu gibi düşün; sen o sis dağıtacak kadar net, sakin ve gerçek kişi olmaya bak. Çünkü en iyi oyuncu bazen sadece gerçekten işini en iyi yapandır…
