Çoğumuz üniversiteye gittik fakat kaçımız orada aldığımız eğitimi bugün para kazandığı işte kullanıyor? Sanırım bu sorunun yanıtı çoğu insan için benzer.
Peki kaç kişi bugünkü aklım olsaydı bir yere çırak olarak girerdim diyor? Sanıyorum bu sorunun yanıtı da pek çok kişi için benzer.
Kendi yanıtlarımı yazının sonunda vereceğim. Şimdi konuya dönüyorum.
En az dört yıl boyunca üniversitede vakit geçirip eğitim almak başta bakıldığında anlamlı, içinden bakıldığında keyifli hatta eğlenceli görünüyor.
Bunun yanında, eğer imkanları daha geniş bir aile büyüğünün desteğini arkana alamazsan vahşi bir ormanı andıran iş dünyasında hayatta kalmak ve kıyasıya rekabetin sürdüğü bu karmaşanın içinde yükselmeyi başarmak için artık yalnızca üniversitede öğrendiklerin yeterli değil.
İş dünyasında rekabet etmek, yükselmek ya da en basitinden hayatta kalmak için yalnızca bildiklerimiz ve sahip olduğumu diplomalar / sertifikalar yeterli değil; üzerinde düşünmek gereken diğer önemli bir konu da bu bilgileri nasıl uyguladığımız ve kimleri tanıdığımız.
Herkesin gözünü yükseklere diktiği şu günlerde belirli alanlarda hatırı sayılır miktarda boşluk var. Özellikle bedensel güç gerektiren işler bunlar.
İnsanlar daha iyi koşullara ve daha yüksekteki hedeflere odaklanırken, herkesin gözü mühendislik, mimarlık ya da diğer uzmanlık kadrolarındayken bugün evde basit tamirler için bile birilerini bulmakta zorlanıyoruz. Bulduklarımız da ya çok meşgul ya da çok pahalıya geliyor.
Bu noktada dünyanın farklı yerlerinde “modern çıraklık” olarak da tanımlayabileceğimiz apprenticeship programları geliştirilmeye başlandı.
Bu programlar özetle nitelikli iş gücünü bireyler henüz genç yaştayken kefşedip yetiştirmeye odaklanıyor. Peki neden bu tohumları erkenden atmalıyız?
Teorik bilgiyi pratiğe dökme zamanı.
Apprenticeship – ya da çıraklık, programlarının odaklandığı nokta yalnızca bu programlara katılan kişilere teknik beceri kazandırmak değil. Günümüzde oldukça önemli olan ağ (networking) ve aidiyet (belonging) geliştirme kabiliyetini de sağlar.
Buradaki nihai amaç bir insanı bir grubun içine koymak ve kendini oraya ait hissetmesini sağlamak değil; aynı zamanda benzer tutkuya sahip insanlar bir hedefe doğru ilerlerken birbirlerini anlamak ve desteklemek. Yani bir topluluk oluşturmak.
Bugünkü çıraklık eğitimi geçmiştekinden biraz daha farklı ve yaş çıraklık için artık bir engel ya da dezavantaj değil.
Eskiden her bir meslek birliğinin loncası vardı ve bir kişi bir loncaya dahil olduktan sonra bir ustanın yanında yetişir, işle el becerisi ve yetenek kazanır, önce kalfalığa yükselir sonra sonra usta olurdu. Ardından loncaya katılan başka birini yanına alarak hem mesleği yaşatır hem de işin devam etmesini sağlardı.
Bugün kırk yaşından sonra bile bir çıraklık programına katılmak mümkün.
Modern anlamda çırak geliştirme programlarının ortaya çıkmasına neden olan şeylerin başında dijitalleşme, dönüşüm geçiren mekanizasyon ve günden güne daha fazla sektörün benimsediği otomasyon var. Bu gelişmelerin geleneksel beceri gereksinimlerini alt üstü ettiği açık ve eğitim ile iş dünyaları arasındaki uçurum artık daha belirgin.
İş dünyası yeni mezunların üniversiteden donanımsız mezun olduğunu iddia ediyor, üniversiteler iş dünyasının bir türlü eleman beğenmediğini.
Dolayısıyla bir işi sürdürmek için gerekli insan kaynağını içerden, yani loncadan yetiştirmek yeniden “in”.
Bir tür mentörlük olarak da tanımlayabileceğimiz usta – çırak ilişkisinde, teorik bilginin ötesinde, gerçek hayattan doğrudan tecrübe ve deneyim sağlaması bakımından önemli bir etkileşim.
Kitaplar sana karşılaştığın bir krizle nasıl başa çıkman gerektiğini sayfalarca anlatabilir, teoriler sunabilir, çözüm önerileri listeleyebilir fakat bir usta, sana yaşadığı gerçek ve yazıyla aktarılması zor deneyimleri doğrudan, kısa sürede ve kafanın içinde daha kolay anlayabileceğin şekilde aktarabilir.
Bu bilgi kişisel değeri olan bilgidir ve pratikte, bir sorunla karşılaştığında, bu sorunu çözmek için sayfalarca yazıdan daha büyük anlam taşır.
Hata yaparak öğrenmek ve bunlardan ders almak deneyim kazanmak için etkili bir yol olmakla birlikte bir ustanın rehberliğinde başkalarının hatalarından ders almak sana zaman kazandırır ve daha hızlı ilerlemeni sağlar. Özetle; işinde iyi olan birinin yanında yalnızca bilgi kazanmakla kalmazsın, aynı zamanda zamandan tasarruf sağlar ve öğrenme sürecin daha verimli hale getirirsin.
Bir çıraklık programına dahil olmak sana ne kazandırır?
Okul iş dünyasının risklerinden uzak, güvenli ve rahat bir konfor alanı sağlar. Okulda başarısız olduğunda yalnızca notların etkilenir, en fazla sınıfta kalırsın, bütünme sınavlarına girmen gerekir ya da bazı derslerini tekrar etmek zorunda kalırsın.
Gerçek iş dünyasının içinde yer alan çıraklık programlarında teoriye ve ezberlenmiş bilgiye dayanmayan, gerçek dünyaya ait olan gerçek sorumlulukların altına girersin.
Bir çıraklık programına dahil olduğunda iş dünyasının gerçek dinamizmini ve karmaşasını deneyimlersin, gerçek müşterilerle uğraşırsın, gerçek takımlarda yer alırsın ve gerçek bir bütçeyle çalışırsın, sınırları zorlarsın, sunum yapmayı öğrenirsin, fikirlerini eleştirilere karşı savunmaya ve karşılaştığın problemleri uygulamalı olarak çözmeye gayret edersin.
Yani teorik bilginin pratiğe dönüşümüne erkenden şahit olursun. Tıpkı yüzmek için doğrudan suya atlamak gibi.
Dünyanın neresinde olursa olsun, katıldığın bir çıraklık programı yeni insanlarla bağ kurmanı sağlayacak. Üzerinde çalıştığın her iş, katıldığın her proje, ortaya çıkardığın her sonuç gelecekteki senin temel yapı taşlarını oluşturacak.
Bu yalnızca bir yerde iş bulmak ya da işinde kolayca terfi almakla ilgili değil, seni en başından ve kapsamlı şekilde dönüştürecek bir yolculuk ve bunu belirsizlikle dolu gelecek için bir sigorta poliçesi olarak düşünebilirsin. Büyüklerimizin kolunda altın bileziğin olsun dediği durum tam olarak bu.
Dünya üzerinde pek çok örneğini ve biçimini bulabileceğin çıraklık programları kariyerinde ilk adımları atmanı sağlarken aynı zamanda vizyonunu da genişletecek, kendine bir misyon edinmeni sağlayacak ve kendini yalnızca bir meslek sahibi olarak değil, topluluğun içinde topluluğa fayda sağlayan önemli bir parça olarak görmeye başlayacaksın. Sıradanlıktan uzaklaşıp yaptığın iş her neyse gelecekte o işi en iyi yapanlardan biri olma fırsatını sağlayacak.
Geleceğe sağlam bir adım atmak istiyorsan bugünden hazırlık yapman çok önemli. İş dünyasında iş yapmaktan başka bir sürü şey dönüyor ve yaptığın işte iyi olmak seni diğer tüm karmaşadan uzakta tutup sana değer katacak en önemli dayanağın olacak.

Dünyada çıraklıkla ilgili bir çok program var, bunlardan bazılarını senin için listeledim.
Akademik araştırma odaklı programlar
- The Rhodes Scholarship
- KPMG Apprenticeship programmes
- Chevening Scholarships
- Fulbright Student Program
- DAAD Scholarships
- Humboldt Research Fellowship
Liderlik ve kamu politikalarıyla ilgili programlar
- Yale World Fellows Program
- Harward Kennedy School Scholarships & Fellowships
- Obama Foundation Scholars
- The Forum of Young Global Leaders
Yaratıcı endüstriler, medya ve sanatla ilgili programlar
- JSK Journalism Fellowships at Stanford
- Harward Nieman Fellowship
- TED Fellows Program
- New Museum Fellowship
Bilim, teknoloji ve inovasyonla ilgili programlar
Sosyal etki ve girişimcilikle ilgili programlar
- The Ashoka Fellowship
- Echoing Green Fellowship
- The Acumen Fellowship Program
- Apprenticeships and Dual Study Programs at Siemens
Bitirmeden önce yazının en başındaki iki soruya kişisel yanıtlarımı da vermek isterim; hayır, üniversitede eğitimini aldığım meslekten para kazanmıyorum ve keşke, hayatımın o aşamasında bir yerlerde bir yerlere çırak olarak girme cesaretini gösterseymişim. Bugün hayatımla ilgili bir sürü şey muhtemelen daha farklı olurdu…
